Müzik Tarihi

Pic 1

MÜZİK TARİHİ Temel Tanımlar: Müzik: seslerle düşünme, sesler aracılığıyla yaşamı duyumsama ve geliştirme yolunda insan gerçeğinin bütün ilişkileri içinde araştırılması ve aktarılması sanatı. Sanat Müziği : Besteci denilen kişilerin yaratış oluşumunun koşulladığı ve sınırladığı bir bilinç içinde verdikleri yapıtların tümüne denir. Avrupa'da 10 yy'dan sonra yapılmaya başlanmıştır. (mimaroğlu) İlkel Müzik : Daha yüksek bir kültür evriminden uzak kalmış olmaları yüzünden sanat müziği geleneği edinememiş toplum öbeklerinin uyguladığı müzik. Kültür : Tarihi, toplumsal gelişme süreci içerisinde yaratılan tüm değerler ve araçların tümü. Bir toplum veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin tümü. Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.


Müzik nasıl başladı? Sachs'a göre müzik şarkı söyleyerek başlamıştır. İlk çağ şarkıcısı iki değişik yönteme başvurdu: 1- Sözün doğurduğu basit, bitevi şarkı söyleme biçimi olan logojenik- müzik 2- Sözlere çok az başlı, taşkın, gücün, kızgınlığın boş bırakılması ile ortaya çıkan patojenik müzik. İkisinin birleşimi ise melojenik müziktir. Çin Müziği 4000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Saray ve tapınaklarda kurumlaşmış bir gelenektir. Çinliler müziğin yer ve gök arasındaki uyumu yansıtması gerektiğine inanırlar. Müziğin amacı halkı eğitmek ve iyi duygular aşılamaktır. Çin müziğinin ilk teorisyeni olarak kabul edilen Lyng Lun, MÖ 2500'lü yıllarda Çin müziğinin 5 notasını düzenleyerek pentatonik -5sesli- bir düzen kurdu. Bu dizideki notaların adları sosyal sınıflar ve devlet işleri vb gibi konularla ilgiliydi. (Kong, Çang, Kyo...) Pentatonik diziye Japonya, Amerika, Grönland, ve dünyanın birçok bölgesinde rastlanır. MÖ 551-478 yılları arasında yaşamış ünlü Çin bilgini Kung Fu Tseu (Konfiçyüs) müziğe eğitim ve ahlak aracı olarak büyük önem vermiştir. Eski ezgileri saptayıp birleştirmiş, yenilerini bestelemiştir. İzleyen yıllarda müzik o kadar yaygınlaşmış ve halk arasında belirleyici olmuştur ki MÖ 246'da İmparator Si Huang müziği yasaklamıştır. Han hanedanı döneminde müzik yine gelişmiştir. (MÖ 206-MS 220) 10 ve 13. YY'lar arasında klasik dönemine ulaşmıştır. Bu dönemde tapınak ve saray korolarına 300 çalgıcı eşlik eder. Tek sesli bir müzik söz konusu. Paralel 4 ve 5lilerle organum benzeri bir çoksesliliğin olduğu da biliniyor.


Huang Çong (sarı çan - FA) sesinden başlayan Liu denilen ( yasa demek) pentatonik sistemle biçimlenen Çin gamı günümüzün kromatik dizisine benzeyen 12 Liu'ya dayanır. Çin müziğinde sesler bağımsız olarak duyulur. Belli görevleri yoktur ( yönleri, zorunlu bağlantılar vs yoktur). Çin çalgıları yapıldıkları malzemeye göre 8 grupta toplanır: Metal (çan, gong, 8-10 parçadan oluşan kariyon), taş (Sadece Konfiçyüs tapınağında vardırlar. Te K'ing), ipek telli (Kin- bir çeşit lavta-gitar), deri (davullar), su kabağı (saray orkestralarında kullanılan 17 borulu ağız orgu Sheng), toprak (Hiuan: pişmiş topraktan yapılan küreli bir düdük), bambu kamışı (Ti denilen çapraz flütler), tahta (Konfiçyüs tapınağında çalınan Çu ve Yu-kaplan biçiminde srtı tırtıllı, sürterek çalınır.) Çin müziği Mısır müziğini etkilemiş, o da Avrupa ve Ortadoğu'yu etkilemiştir. Bu anlamda önemlidir. Bir görüşe göre Yunan filozofu Platon, Konfiçyüs'ün etkisindedir. Çin tiyatrosunda müziğin ayrı bir önemi vardır. Sahnedeki olay evreleri arasında bağ görevi görür.


Japon Müziği Japonya MS 300'lü yıllarda Kore'yi işgal ettiği zaman Çin müziğinden etkilendi ve bu sanatı benimsedi. Japon çalgıları Çin çalgılarıyla büyük benzerlik gösterir. Su kabağından yapılan 17 borulu Sho, bambudan yapılmış çapraz flüt, büyük ve küçük davullar vs.. Koto adlı 13 telli çalgı kin adlı çin çalgısından kopyadır. Japonlar 12 notalık diziyi ve pentatonik diziyi benimseyip kullanmışlardır. Japonya'da geleneksel müzik 3 grupta toplanabilir: 1- Gagaku: Telli, üfleme ve gong gibi çalgıların kullanıldığı tapınak müziği, kutsal bir etkisi yok. 2- Kagura: Yalnız sesle yapılan kutsal müzik. Süslemeli bir müziktir. 3- Nogaku – kısaca NO : Din dışı oyun müziğidir. Değişken, gergin karakterli ve aşırı ifadecidir. Dar ses aralıkları içinde ve bir orkestra eşliğinde söylenir. Papon NO tiyatrosu. Yukarıdaki iki türden de izler taşır. Avrupa'nın ortaçağ kutsal oyunlarını hatırlatır; arya ve reçitativo benzeri söz ve şarkı biçimleri vardır. Pic 1 Hint Müziği Hindistan'da da müziğin 4000 yıllık bir geçmişi vardır. Hint toplumunun temel bilgileri kültür, bilgi anlamına gelen 'Veda' adlı kutsal kitaplarda toplanmıştır. Müzik bilgilerini içeren kitaba ise Samaveda denir. Yani şarkı bilgisi. Bu bir çeşit teori kitabıdır. Bu kitaba göre müzik, tanrı Brahma ve tanrıça Sarasvati'nin buluşudur. Oğul Naredda ise Hintlilerin en eski çalgısı olan Vina'yı yapmıştır. Hintliler için müzik din ile eşdeğerdi. Tanrılar dönemi müziği hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Seylan adasından gelen ve 7000 yıl öncesine dayanan Ravanastron adlı çalgıyı efsane kral Ravana'nın icat ettiğine inanılır. Eğri bir arşeyle çalınan bu çalgı tüm yaylıların atası sayılır. Hint müziğinde Raga adı verilen ses dizileri üzerine doğaçlama yapılırdı. 132 raga vardır. Uygulamada 30 kadar raga kullanılır. 6 raga birinci derecede önemli, diğerleri ikincil ragalar. Raga renk, espri demek. Her raga farklı bir ortamı ve duyguyu anlatır. Mevsimler veya günün ayrı saatleri için farklı ragalar çalınır. Tanrı için başka, eğlence için başka ragalar var. Sesler birbirinden bağımsız değil; her dizide ana nota (vadi), ikincil nota (samavadi), kakışan-disonans (vivadi) nota var. diziler iniş ve çıkışlarda değişikliğe uğramaz. Tala adı verilen ritim kalıpları doğaçlama yapmak için kullanılır. Teorik olarak 108 tala üretilmiş. Bunların pek azı uygulamada kullanılıyor. Yavaş, orta ve hızlı vuruşlardan oluşan ritmik kalıplar söz konusu. 3+2+2, 7 zamanlı tala gibi.. Hint gamında oktav 22'ye bölünmüştür. Böylece elde edilen komalara Sruti denir. Hint gamı Sanskrit alfabesine göre yazılır: (Sa – Ri – Ga – Ma – Pa – Da – Ni – Sa) Hint çalgılarının söğu eski Asya çalgılarıdır. En önemlisi Vina'dır. İki kabağı birleştiren sap üzerine gerili 7 telli bu çalgı mızrapla çalınır. Şikara, bir çeşit Hint Tampurasıdır. Sitar, Avrupa gitarını andırır; 7 tellidir. 13-17 perdesi var. Hint Rübabı yaylılara benzer ama mızrapla çalınır. Askeri borular, büyük boru Ramsinga, büyük ve küçük davullar, nakkare (nagar). Darbukalar, gong, ziller vs..


Mısır Müziği Eski Mısır'da yaşamın tüm evreleri anıt ve mezarlara, yazı, resim ve kabartmalar halinde yazılmışlardır. Ancak müzik teorisiyle ilgili bir kayıt bulunamamıştır. Mısır müziği MÖ 4000'lere kadar dayanmaktadır. MÖ 1600 yıllarında Çin etkileri oluşmuş; bu çalgılara yansımıştır. Eski Mısır'da dini ve dindışı müzik var. Arp, lir, flüt ve vurmalılardan oluşan orkestralar vardı. Büyük korolar vs gibi büyük boyutluluğu seviyorlardı. Kazılarda bulunan az sayıdaki çalgıdan anlaşıldığı üzere Eski Mısır'da gam tam ve yarım seslerden oluşuyordu. Mısır müziği İbrani, Grek ve Hristiyan müziğiniğ etkilemiştir. En yaygın telli çalgı arp. Arp, mısır kökenli bir çalgıdır. Büyük arpler yere, orta boylar dize, küçükler omuza konulup çalınırdı. Tel sayısı 4-7 arasında değişirdi. Ney, çifte flüt, orduda da trompet kullanılırdı. Bugünkü orgun atası olan su orgu da mısır kökenlidir. Enlemesine asılan davul, def vs diğer çalgılardır. Krotal, fildişi veya ahşaptan yapılan iki çubuktur. 7 sesli gam kullanıldığı, koroların ünison söylediği, arplerin 4, 5 veya oktav aralıkla eşlik ettiği düşünülür.


Grek Müziği Antik Yunan müziği hakkında bilgilerimiz bu sanatı tam olarak anlayabilecek kadar yeterli değildir. Mimari, heykel, şiir, tiyatro sanatlarına baktığımız zaman hayran olunacak bir sanat yaşamları olduğunu görürüz. Müziğin de bu boyutlarda olduğu düşünülür ama fazla kanıt bulunamamıştır. MÖ 9. Yy'da ortaya çokmış büyük destanlar İlyada ve Odisseia büyük ozan Homeros tarafından yaratılmıştır. Burada müzik ile ilgili ilk kanıtlar mevcut. Yarı konuşma yarı şarkı söyleme biçimi olan reçitatif biçiminde bu destanların söylendiği kabul edilir. Bunu bir veya birkaç çalgı eşlikler. Eski Yunan'da müzik, bütün erdemlerin kaynağı sayılırdı. Yunan düşünürleri müziğin ahlak üzerindeki etkilerini açıklamışlardır. Kişiyi olumlu ve olumsuz etkileyen müziklerden bahsetmişlerdir. Müzik devletin görevleri arasındaydı. İyi besteler kutsal sayılırdı. Bu şarkılara nomos adı verilir ve hiç bir değişiklik yapılmazdı. Dinsel ve askeri törenler, ölüm, düğün, hasat gibi olaylarda müzik kullanımı önemliydi. Edebiyat tarihi ve müzik tarihi birbiriyle ilişkilidir. Olimpiyat oyunlarında müziğe yer verilir. MÖ 6-4. Yy'lar arası Atina kültür merkezi durumundaydı. Sophokles, Euripides, Aristofanes gibi filozofların eserleri müzikle çerçevelenip çalgıcılar tarafından eşliklenmiştir. Panteon'un eteğinde inşa edilmiş 3000 kişilik Akropol anfisinde günlük temsiller yapılırdı. Müzik ile tiyatro iç içe geçmişti. Festivaller çok önemliydi. MÖ 776'dan itibaren Olimpiyadlar her 4 yılda bir düzenlenmekteydi.


MÖ 535 yılında başladığı bilinen Yunan tiyatrosunda koro anlatıcı rolündeydi. Eser aralarında şarkılar söylenirdi. Başlıca Yunan müzik kuramını MÖ 5. Yy'da yaşamış Pisagor'a dayandırabiliriz. Pisagor Mısır'da yetişmiş bir bilgin. Esasen matematikçidir. Ses titreşimlerinin sayısı, ses aralıkları vs gibi konularda açıklamalar yapmıştır. Eski yunanda hem alfabetik hem nömatik müzik yazısı kullanıldı. Müziğin çalgı veya ses için oluşuna bağlı olarak yazı değişiyordu. Grekler aralarında ilgi olmayan 8 gam kullandılar. Platon bunları ayrıntılı olarak açıklamıştır. Duygululuk, savaş ruhu, dinginlik vs gibi değişik ortamlarda değişik gamlar çalınırdı. Yunan makamları 4 tetrakord'tan oluşan 15 notalık bir diziye dayalıdır. Bu makamların tümü inicidir. Bu dizilere Grek ülkelerinin isimleri verilmiştir: Dorya, Lidya, Frigya.. böylece Hristiyanlığa kadar ulaşan bu diziler kilise makamlarına dönüşmüş, daha sonra da majör ve minör dizilerin kökenini oluşturmuştur. Yunan çalgıları arasında Cythare(kitara) – bir çeşit lir- yumuşak sesli, sanat tanrısı Apollon'un simgesiydi. Aulos - Asya kökenli bir çeşit obua- sivri, sinirli bir sese sahip. Şarap tanrısı Dionisos tapınağındaki törenlerde çalınırlardı. Ezgilerin sadece insanları değil hayvanları da etkilediğine inanılırdı. Aulos daha çok dramada, kitara ise tapınak müziğinde kullanılırdı.


Roma Müziği Yunan uygarlığının düşüşü Roma'nın dünyada yeni bir güç haline gelmesini hazırladı. Roma İmparatorluğu Helen (Yunan-Grek) İmparatorluğu'nu yendi ve yenilenin kültürünü benimsedi. Yunan kültürü önce Roma'yı, sonra Orta Avrupayı etkiledi. .Roma kültürünün materyalist olmasından dolayı Yunan sanatının burada yozlaştığı öne sürülmektedir. Romalılar Grek ve Mısır çalgılarını benimsediler, kendilerine özgü bir çalgı yaratmadılar. Tibia -kır flütü, kaval – favori çalgılarıdır. Org önemliydi. Trombonun atası olan Buccina gibi çalgılar mevcuttu. Zafer kutlamak için yapılan tapınak törenlerinde, örneğin Mars tapınağında söylenen ilahilere kalkanları birbirine vurararak eşlik ederlerdi.


Bizans Müziği (Doğu Roma İmparatorluğu) Grek dizileri batıya Bizans'ın kilise müziği aracılığıyla ulaşmıştır. Bizans müziğinin doğrudan doğruya Antik Yunan müziğinin devamı olduğu kanısı doğru bulunmamaktadır. Bizans kilise müziği Antik Yunan geleneğini yıkmış olduğundan dolayı bu müziğin nitelikleri üzerine kesin bilgiler yoktur. Bizans müziği başlangıcında Yahudi müziğinin etkisi altında gelişen yeni bir geleneğin örneğiydi. Tek sesli, kesin ölçüler olmayan, özgür ritimli bir müzikti. 12. ve 13. Yy'dan kalma el yazıları Bizans müziği hakkında bilgilenmemizi sağlar. Bunlar klasik Bizans müzik geleneğinin örnekleridir. 13. Yy'dan başlayarak kilise müziğinde çok notalı ve süslü geçitlerin kullanılmasıyla çözülmeye başlamış, 18. Yy'da Türk ve Arap müziklerinin etkisinde kalmış bu müzik farklılaşmıştır. Yahudi Müziği (İbranilerin müziği) Bu müziğe ilişkin bilgiler din kitaplarından elde edilmiştir. Yahudilerin tapınak müziği Levit denilen rahip müzisyenlerin hakimiyetindeydi. Süleyman peygamber çağında tapınak törenlerinde Hasasra denilen trompet, Magrefa denilen org, Zilçal denilen zil başlıca çalgılarıydı. En önemli çalgıları Şofar adı verilen koç boynuzudur. Halil denilen bir tür zurna da önemi bir çalgı. Santur'a benzeyen Pesanterin diğer bir çalgı. Şarkılar antifonal tarzda söylenirdi: Rahip söyler; halk tekrarlar. Ya da iki grup halinde biri söyler diğeri tekrarlar. Bu Hristiyanları da etkilemiştir. İlk hristiyanların ilahi müzikleri Havari Pierre'in 1. Yy'da Antakya'dan getirdiği Yahudi ilahileridir. Çoksesliliğin Gelişimi Ortaçağ-Romanesk- Gotik – Rönesans Ön Ortaçağ : İsa'dan MS 1000 Yılına kadar İlk Hristiyanlar Roma Arenalarındaki ölümlerin, puta tapma törenlerinin, çılgın eğlencelerin müziği olarak kabul ettikleri o günün müziğinden uzaklaşmışlardır. MS. 54 yılında Antakya'dan Roma'ya giden Aziz Piyer, oradakilere saflığın, alçakgönüllülüğün ifadesi olan ilahiler öğretmiştir. Müzik doğudan gelmiştir. Bu müziklere yani, kutsal kitabın sözleri üzerine yapılan ilahilere Psalmodie denmekte ve Hristiyan müziğinin başlangıcını Antakya'dan gelen 1400 ilahi oluşturmaktadır. MS 323'te İmparator 1. Konstantin Hristiyanlığı Roma'nın resmi dini olarak tanımıştır. Doğu Roma; Bizans oluşmuş, başkenti Konstantinople (İstanbul) olmuştur. İlk Hristiyanların reddetmesine karşın zamanla halk müziği kiliseye sızmıştır. Milano Psikoposu Ambrosius (340-397)'un bestelemiş olduğu dini tören müzikleri o dönemin halk müziklerini içermiştir. Bu durum giderek kilise için kaygı verici olunca bu defa Papa Gregorius (540-604) Hristiyan törenlerini belli bir kalıba sokmak için tören müziğindeki yabancı öğeleri ayıklamış, müziğin değiştirilmemesi için o dönemki nota yazıları olan nöma'lardan yararlanmıştır. Bu ilahilere Gregorian Chants (Gregor Şarkıları) denmiş, -ya da Plain Chants (Saf Şarkılar)- bu müzik günümüze kadar gelmiştir. Gregor, Schola Cantorum denilen okulları Roma'da ve diğer şehirlerde geliştirmiştir. Manastırlar müziğin öğretildiği yerler olmuştur. 476'da Roma İmparatorluğu yıkılınca 10 asır boyunca etkisini gösterecek olan Orta Çağ başlamış oldu. Fanatizm ve şiddet dolu bu karanlık çağ yine de Avrupa'da insanlığın gelişmesine engel olamamış, Rönesans'ı doğurmuştur. Kilise, ayinlerde çalgı çalınmasını ve 650 yılında da kadınların şarkı söylemesini yasaklamıştır. Şiddetli tartışmalardan sonra 7. Yy'da org kiliseye kabul edilmiştir. Müzik, din adamları ve misyonerlerin elinde güçlü bir araç olmuştur. Latince bilmeyenler, eski inançlarından vaz geçmeyenler üzerinde sihirli bir etkisi olmuş ve Hristiyanlığa katılmışlardır. Kilise sanatın evrimiyle ilgili kaygılardan çok dinsel kaygılarla tören müziğini düzenlemek adına müziksel girişimlerde bulunmuştur. İleriki zamanlarda bireysel yaratışa ortam hazırlamıştır. Hristiyanlığın bu ilk 10 yüzyılı karanlık çağlar olarak adlandırılmıştır. Bu durum müzik sanatı için de geçerlidir.


Nota Yazımı: Ortaçağ'da uzun süre notalar harflerle adlandırılmıştır. Bir filozof ve devlet adamı olan Boethius (480-524) Grek kaynaklarına dayanan "De Institutione Musica" adlı kitabı yazmıştır. Dizideki her bir sesi bir harf ile adlandırmayı ilk ortaya atan odur. Bugün İngilizce ve Almanca konuşan ülkelerde la, si, do yerine A,B,C denilmesinin nedeni budur. Bu teknik, ezgilerin gerçekçi bir biçimde saklanması için yeterli bulunmadı ve eskiden beri kullanılan, Yunanca'da 'işaret' anlamına gelen neuma'lardan yararlanıldı. Bunlar ezginin iniş çıkışlarını yaklaşık olarak belirtebilen işaretlerdi. Ancak ezgiyi bilen birinin anılarını tazelemeye yarıyorlardı. Müzik kaydetmenin daha sağlamlaşması için başlangıç noktasına bir çizgi konuldu. Böylece tek çizgili dizek-porte ortaya çıktı. Daha sonra 2.3.4. çizgi eklendi ve bunlar farklı renklerle boyandı. Do sarı, fa kırmızı vs. 10 Yy'da insan gırtlağının çıkarabileceği en kalın sese A denildi sonra BCDEFG. Sonra daha kalına G eklendi, ona Gama denildi. Gam sözü buradan gelmektedir. İlk oktavı izleyen sesler küçük harflerle, üçüncü oktav ise aa, bb, cc,, gibi harflerle belirtildi. Bu yazıya GREGOR müzik yazısı dendi.


Romanesk Dönem: 1000-1150 Günümüz nota yazısıyla ilgili en önemli isim Guido D'AREZZO'dur (995-1050) müzik teori ve pratiğiyle uğraşan papazların belki de en ünlüsüdür. Papanın emriyle müzik yazısıyla ilgili buluşlarını kilise müziğine uygulamıştır. Hucbold'un Organum'da paralellik kuramına karşı çıkması ve cümle kadansları için yeni kurallar koymasıyla tanınır. Bugün kullandığımız solmizasyon denilen buluş ona aittir. Guido St. Jean Baptist için yazılmış bir ilahinin sözlerinden yararlanarak solfeji yaratmıştır. Her dizenin ilk hecesini kullanarak : ut queant laxis resonore fibris mira gestorum famuli tuorum solve polluti labii reatum sancte ionnes


ut hecesi şarkı söyleme tekniğine uymadığı için do olarak değiştirilmiştir. Günümüzdeki sol, fa ve do anahtarları da G C ve F harflerinden türetilmiştir. Notaların süre değerlerinin ortaya çıktığı yıllar ise 1100 civarıdır: Garlandialı Johannes ve Parisli Franco ve Cologne'li Franco nota değerlerinin oluşumunda önemli rol oynamışlardır. Hristiyan müziğinde biçim: Missa'lar ve Office'ler. Office'ler günlük tapınmalardır ve günde 8 kere yapılırlar. 3 değişik müzik biçimi söylenir: psalmodiya, magnificat ve ilahiler. Missa (Mes, Mass-Katolik kilisesinde en önemli tören müziği) 9. Yy'daki düzeni : 1- Antienne – Antifoni tarzında koroya karşı koro olarak söylenir. 2- Litanie (isaya yakarış- ) ve Hymne'ler (sözleri kutsal kitaba dayalı olmayan şükür duaları) 3- Graduel – yani responsorium-cevaplı şarkı. rahip tarafından söylenen şarkıya koro cevap verir 4- Alleluia – İbranice'de tanrıya şükrediniz demek. Dinamik ve gösterişli bir parça. 5- Offertorium: şaraplı ekmek töreninden sonraiki koro nöbetleşe söyler. 6- Communion: Antifonik, takdis töreninden sonra söylenir. Bu törenin çeşitli fazları arasında sırasıyla 1- kirie eleison 2- gloria in excelsis Deo 3- Credo 4- Sanctus 5- Agnus Dei adı verilen ortak şarkılar söylenir. İki şekil Missa var: 1- Monodique yani tek sesli; gregor şarkılarından oluşur. 2- Polifonik: çoksesliliğin gelişmeye başladığı yıllardan itibaren oluşmuştur. Örnek: Guilliaume de Machaut, Notre Dame Missa'sı, Ars Nova dönemi.


Gotik Çağ 1150 ön- 1300orta-1400son 10 Yy sonlarına doğru Avrupa hemen her yönden istila tehdidi altındadır: Güneyde İslam, Kuzeyde Norman, Doğuda Hun, Tatar, Slav.. Bu durum korunmayı gerektiren bir yönetim biçimi doğurmuştur. Feodalite rejimi ve Şövalyelik kavramı böylece doğmuştur. Müzikte de köklü bir değişim başlamıştır. Önceleri şövalyeler sadece savaşçı özellikleri olan soylulardı. Haçlı seferleri onların uzak ülkeleri ve kültürleri tanımalarına yol açtı. Bunların varlığı din adamlarının halk üzerindeki etkisini azalttı. Ve böylece o zamana kadar etkin olan kilise müziğine hiç benzemeyen bir müzik oluştu. Savaşta kurulan dostluklar, yaşamın değeri, sevgi gibi temalar müziğe girdi. Bunlar önce soyluların, sonra halkın yaşamına taşındı. Yaşam akarsu ve yol kenarlarında inşa edilen ve çevresinde yaşayanlara bekçilik eden Şato çevrelerinde devam ediyordu. Bu şatolara yolu düşen gezgin şövalyeler onuruna yemekler verilir, küçük arp ya da gigua'sını yanında taşıyan şövalye yarı konuşma yarı şarkı tarzındaki müziğinisöyler, şatonun kızı şarkının sonunda ona bir çiçek verirdi. Gezgin şarkıcıların bu şarkılarına pek çok kültürün izleri karışmıştır. Bu gezgin şarkıcılara 'buluşçu' anlamına gelen Troubadour dendi. İlk defa orta Fransa'da rastlanan troubadourlar arasında prens ve şövalyeler olduğu gibi saz şairleri de vardı. Fransa'da Minstrel, Almanya'da bunlara Minnesinger (minne sevgi demek), İngilterede Harper vs gibi isimlerle hitap edildi. Troubadourlar 12. ve 13. Yy'da sanatlarını geliştirdiler. Fransada Kelt ozanları olan Barde'ler İrlanda, İskandinavya ve Galler'i gezdiler, canlı tarih gibiydiler, görüp yaşadıkları her şeyi müzikle anlatıyorlardı. Arp icracılığı gelişti. Bardeler bazı kurallar koydular ve kendilerine Docteur es Musique ünvanı verdiler. Üç yılda bir toplanıp ustalığı ve çıraklığı belirlediler. Tüm Avrupaya yayılan Troubadourlar eski efsaneleri de konu yaptılar; Nibelungen, Edda, Cid vs.. bunlar 19. yy bestecilerine de ilham olmuştur. Troubadourların sonuncusu sayılan Adam de la Halle 1287'de ölmüştür. En ünlü eseri Jeu de Robin et Marion'dur. (ÖRNEK MÜZİK) Bilgince yazılan kilise müziğine tepki olarak troubadour müziğini gösterebiliriz. Bu dönemlerde antik çağlarda olduğu gibi kentler son derece önemliydi. İlk zamanlar esnaf ve köylü şatoların etrafına yerleştiler, sonraları kalabalıklaşıp şehirleri oluşturdular. Ve güç kazandılar. Böylece şato önemini kaybetmeye başladı. Kentliler kendilerine kentsoylu adını verdiler: Burjuva. Bunlar büyük işler, büyük eserler ve ihtişamlı bir yaşam peşinde koşmaya başladılar. Bunların müziği troubadourların müziğinden daha neşeli fakat dini içerikliydi. Bu bağlamda yazı teknikleri de oldukça değişim içine girdi. İlk çokseslilik ile ilgili olarak 7. Yy'da symphonie denilen 4lü ve 5lilerin üstüstle konulmasından oluşan bir yapıdan bahsedilir. 10 Yy'da ise Huchbald adlı bir keşiş (derviş; dünya işlerinden el çekip inzivaya çekilen..) Diyafoni adlı çokseslilikten söz etmiştir. 12. Yy'da İngiliz John Cotton diaphonie'yi en az iki şarkıcı tarafından söylenen iki ayrı ses arasındaki uyum olarak tanımlamıştır. Çok yaygın olmamakla beraber ilk çokses örneklerinde üstte baş ses -vox principalis (cantus firmus)-, altta ek sesler -vox organalis- vardır. Baş sesler genelde gregor ezgileridir. 7. yy'dan başlayarak org ile de seslendirilmişlerdir. Ek ses baş sesi noktaya karşı nokta prensibine göre izler: point conuter point. Organum, kontrpuanın ilkel biçimidir. Gelecekte bütün çokses tekniğini doğuracak olan biçimdir. Tek söz ve dğişik ritimlerden oluşur. Dechant (discantus)tekniği ise oranumun gelişip ek sesin baş sesi paralel olarak izlemeyip karşıt olarak izlemesinden oluşur . Sonraları paralel hareket yasaklanır: Motet biçimi ortaya çıkar. (motet sözcük demek. ) Değişik sözlere değişik ritimler yazılmasından oluşur. Ortaçağdaki katı bağnazlığın çözülmesinin simgesidir. Üç ayrı sesin üst üste üç ayrı dilde aynı anda söylenmesidir. Latince söz kiliseye övgü, anadilde ses kiliseyi yerebilir. Din ve dindışı konusu olabilir. Çoksesli eşliksiz -a capella- koro ile söylenir. Yapısı Dante'nin (1265-1321) İlahi Komedya'sına benzetilir: dış çerçevede dinsel ortaçağ biçimi; içerikte dinsel ve din dışı yaşam kesitleri. J.S. Bach ile bu biçim doruğuna ulaşır.


NOTRE DAME Okulu 12. Yy'da estetik ölçülere Fransızlar hakimdiler: Paris'te yapılan ünlü Notre Dame kilisesi etrafında bilgin ve sanatçıların çalışmaları da hızlanmıştı. Bu çalışmalar sonucu ciddi eserler yaratılmıştır. Notre Dame ekolünde Ars Antique ve Ars Nova denilen iki sanat hareketi var. Ars Antique (eski sanat) Leonin, Perotin (kontrpuanın öncüleri) ve Adam de la Halle'nin çalışmalarını kapsar. Bu dönemde füg'ün habercisi olan kanonlar çok kullanılır. Bu dönem organum partileri arasında üst ses duplum, alt ses tenor dur. Birer şarkıcı tarafından söylenir. Tenor orgla da çalınırdı. Tenor ; uzun, tutulan pedal sesleri anlamına gelir. Ars Nova (yeni sanat ) ise Philippe de Vitry (1291-1361) ve Guillaume de Machaut (1300-1377) da biçimlenir. Machaut'un ballade, rondeau, chanson, motet ve missa türlerinde eserleri vardır. Ars nova en parlak olarak İtalya'da uygulanmıştır. Floransalı kör orgcu Francesco Landini (13251397) önemlidir. Anadilde şarkı anlamına gelen Madrigal'ler önem kazanır. Doğa, aşk vb konularda yazılmış şiirlerin bestelenmesinden oluşan çok sesli eserlerdir. Ortaçağ Çalgıları: Luth (lavta)gitarın atası ve viole (viele) kemanın atası 11. yy'da ortaya çıkar. Arp, Psalterion (santur) sonrasında virginal ve epineti hazırladığı için piyanonun atası sayılır. Tiz ve pes sesli trompetler, gayda, org, nakkare, bugünkü timbal'in atası, Ortaçağda orkestra anlayışı daha yoktu. Ortaçağ Müzik Biçimleri: Conduit (conductus 2,3,4 partili ama tüm partiler aynı ritmi izler; organumdaki gibi.), Motet, Rondeau: çoksesli müzik biçimleri Halk şarkıları: Romans, pastörel, Chanson, ballade, vb.. tek veya çok sesli olabiliyorlardı.


15. ve 16. Yy müziği: flaman okulu İngiltere Norman'lar tarafından işgal edildiği zaman Notre Dame okulunun estetik anlayışı burada yaygınlaştı. Fransızların 1415'te Azincourt'da yenilmesiyle durum tersine döndü. Bu defa İngiliz Sanatçılar Fransa'ya gidip saraya yerleştiler. John Dunstable (1370-1453) bunların en ünlüsüdür. Bu durum karşısında yeni etkinlik alanları arayan Fransız besteciler Flandre'a gittiler (BelçikaHollanda). Flaman Okulu böylece ortaya çıkmıştır. Bu okulun temsilcilerine Franco-Flaman besteciler denmiştir. 1420'lerde dindışı türler arasında Rondo öne çıkar. Guillliaume Dufay (1400-1474) şarkı stiline duruluk, sadelik sağlamıştır. Missa, Motet dini besteler; din dışı: chanson, madrigal, danslar bestelenmekteydi. 16. Yy'ın ilk yarısında Alman Kilisesi'nde Reform yapan Martin Luther (1483-1546) aynı zamanda müzisyendi. Flüt ve Lavta çalıyordu. Luther Alman kilisesinin törenlerini düzenlerken müzikte de değişiklikler ve yenilikler yaptı. Halk müziği ve kilise müziğiniğn birleşmesi için çalıştı. Luther'i destekleyen bazı bestecilerle birlikte Protestan Kilisesi için yeni eserler yaratıldı. Çağın önemli müzik ustaları olan Flamanların etkileri İtalya'ya kadar ulaştı. 14. yy'da Venedik en kalabalık şehirlerden biriydi. Venediğin sanat merkezi olan San Marco Kilisesi ünlü sanatçıları çeken büyük orgu ile gururluydu. Burada dönemin en ünlü orgcusu Girolamo Frescobaldi (15831643) ve Roma'da en önemli besteci olan Pierluigi da Palestrina (1524-1594) müzik sanatına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Palestrina 16. yy'ın ikinci yarısında dini ve dindışı müziğin gelişiminde rol oynayan en önemli ustalardan biridir. Özellikle kilise müziğinde katkılarda bulnmuştur. Kontrpuan tekniğini zirveye ulaştırmıştır. (ÖRNEK MÜZİK) Madrigaller bu dönemde zengin müzikal öğeler içeriyorlardı. Floransa Rönesans'ın beşiği oldu.


3- RÖNESANS (yeniden doğuş) 1450-1600 Batı tarihinin en önemli dönemlerindendir. 15. ve 16. yy'larda coğrafi keşifler, görsel sanatlar ve edebiyat gelişir. Ortaçağın karanlığından çıkıp önceki eski Yunan ve Latin sanatının yeniden keşfedilmesi, doğmasıdır. Bilimde, sanatta, felsefede ve insanların günlük yaşamlarında önemli yenilikleri barındırır. İnsanlar bu dünyanın -kilisenin dediği gibi- ölümden sonraki hayat için bir hazırlık evresi olmadığını, bugünün de yaşamaya değer olduğunu idrak ederler. Sanatçılar ise kendi kişisel duygularını dile getirmeye başlarlar ve çevrelerini sorgulamaya başlarlar. Diğer sanat dallarıyla beraber müzikte de doğallığı yansıtan akıcı ve dans adımlarını yansıtan bir tarz gelişir. Dans müziği, danslara eşlik eden çalgılar, zenginleşen armonik yapı Rönesans müziğinin önemli özellikleridir. Rönesans'ın beşiği İtalya'dır. Resim, heykel, mimari gibi alanlarda Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Raphaello, Tiziano, Bellini ailesi, El Greco. Edebiyat dalında Montaigne, Cervantes, Marlowe gibi isimler önemlidir. Fen bilimlerinde Copernicus, Kepler, yeni yerlerin keşfinde Macellan, Krisropf Kolomb önemlidir. Müzikte Rönesans Burgonya ve Flaman besteciler tarafından başlatılmıştır. Guilliaume Dufay ve John Dunstable müzikteki rönesans'ı başlatan besteciler sayılırlar. 1400'lerde çok sesli chanson ustası olan Dufay'dır. Rönesans ile birlikte Avrupa'da her ulusun kendine özgü şarkı biçimleri ortaya çıkar: İngiliz halk çarkısı: Carol, Fransız: şanson, Alman aşk şarkıları: Lied, İtalya: Floransa karnaval şarkıları olan Frottola'lar. Rönesans motet'i tüm seslerin aynı metni söylediği birleşik bir biçime dönüşmüştür. Rönesans yaşam biçimi dansların artmasına, danslar da çalgıların artmasına ön ayak olmuştur. Böylece çalgı ve çalgı toplulukları için yapılan besteler ortaya çıkar. Çalgılar sadece insan sesini eşliklemek için kullanılmaktan çıkar ve çalgı müziği bağımsızlığını kazanır. (pavan, galliard, passamezzo danslar ve müzikleri) Musica Reservata (korunmuş müzik) : müzikle güfteyi-sözü- birleştirme sanatı Rönesans'ın önemli bir özelliğidir. Sözlerle resim yapma sanatı olarak da bilinir, çok sayıda ezgi sözün anlamını bulanıklaştıracağından tek bir ezgi çizgisi armonize edilir. Böylece metnin anlamı öne çıkar. Madrigal ve opera gibi vokal yapıtlarda beste-güfte uyumunun korunmasına yardımcı olmuştur. Madrigal 1500'lü yıllarda Petrarca'nın canzoniere denilen aşk şiirlerini bestelemek için önce frottola müzik biçimi kullanılmaya çalışılmıştır. Bu biçimin tekdüze, yalın yapısı bu aşk şiirlerini yansıtmak için yetersiz kalınca daha duygusal, dramatik Madrigal biçimi ortaya çıkar. Bu çağ madrigali 1300'lü yılların madrigali ile karıştırılmamalıdır. Önceki, nakaratlarla söylenen yalın bir şarkı türüdür. 16. yy madrigalinde nakarat yoktur. Madrigal: matrix-anadilde- , mandra-ağıl- ya da mateialis-özgür biçim- sözcüklerinden türetilmiş olabilir. İlk İtalyan madrigalleri 1520'lerde bestelenmiştir. Orlando di Lasso, Venosa prensi -karısı ve çccuklarını öldürtür- Carlo Gesualdo önemli bestecileridir. Palestrina ise madrigalleri kiliseye taşımıştır. 15. yy'da Almanya'da matbaa icat edilir. Nota basımı ilk kez Venedik'te 1501'de Giovanni Petrucci tarafından yapılır. Böylece müzik daha geniş bir coğrafyada daha geniş kitlelere ulaşmaya başlar. Bu dönem İngiltere'de VIII Henry ve Elizabeth çağıdır. Müzik burada aydın kitlenin ve toplumun bir parçası olarak gelişir. Shakespeare, Francis Bacon gibi edebiyatçıların yanında William Byrd, Orlando Gibbons, Thomas Morley ve John Dowland gibi müzisyenler önemlidir. Elizabeth iyi bir şarkıcı ve virginal çalıcısıdır. Müzik ve sanatı destekler. İngiltere katolik kilisesinden ayrılıp kendi kurallarını uygulamaya başladığında İngiliz besteciler anthem bestelemeye başlarlar. Thomas Tallis'in elizabeth'in 40 doğum günü onuruna bestelediği Lamentation of Jeremiah bu dönem protestan müziğinin başyapıtlarındandır. (ÖRNEK MÜZİK) Çalgılar: Klavyeli çalgılar: klavsen, virjinal, epinet, klavikord, Telli çalgılar: lavta, tahta üflemeliler: flüt, yan flüt, curtal bakır üflemeliler: trompet, sacbut, kornet vurmalılar: türklerin tanıttığı kös benzeri davullar, üçgen, ksilofon .


Viyol Ailesi çeşitli boyutlarda yapılan Rönesans çalgısı. Yaylı çalgı. Keman ailesinin atası. 1550'lerden sonra İspanyol vihuela çalgısına yay eklenmesiyle oluşmuştur. O dönemde çalgının tel sayısı da ülkeye göre değişiklik göstermekteydi. Viola d'amore, viola da braccio -kol viyolası-, viola da gamba bacak viyolası- gibi türleri vardı.


Keman: İlk önemli yapımcısı İtalya'da Brescia kasabasında Gasparo da Salo (1540-1609). Daha Sonra Cremona'da Amati ailesi kemanı geliştirir. Andrea Guarneri (1626-1698) ve Antonio Stradivari (1644-1737) en büyük keman yapımcılarıdır. Stradivari 1000'i aşkın keman, viyola ve viyolonsel yapmıştır. Ağaç seçimi, titizlik ve vernik paha biçilmez olmalarının sebebidir. Keman 1600'lü yıllarda orkestra içinde kendine yer bulur. Soprano sesin karşılığıdır ve orkestraların özünü oluşturur. 1608'de Monteverdi ilk defa Orfeo Operası'nda orkestraya keman katar.


BAROK DÖNEM 1600-1750 Erken Barok Barok müziği İtalya'da doğar ve İtalyan bestecilerin etkisinde gelişir. Venedik, Floransa, Napoli ve dinsel müzikle ilgili olarak Roma, ayrı birer müzik merkezidir. 1500'lü yılların ortalarından 1650'lere kadar İtalyan etkisi hissedilir, daha sonra Fransa'da da ulusal müzik gelişim gösterir. Almanya ise 30 yıl savaşlarında yıprandığından dolayı Barok dönemin sonunda doğru önemli bestciler yetiştirir. Rönesas'la birlikte kilise sınırlarının dışına çıkan sanatçılar dış dünyada yeni destekçiler ve sanat koruyucuları ararlar. Soylu aileler sanatçılara maaş bağlar. Soylular kendi orkestra ve operalarını kurarlar. Fransa'da 14. Louis'nin sarayı, İngiltere, İspanya, Almanya, ve küçük İtalyan sitelerinde papalar, imparatorlar ve krallar müziğe destek olurlar. Galileo,(1564-1642) ve Newton (1642-1727) gibi bilim insanlarının bilim ve matematik üzerinie keşifleri yeni icatlara yol açar. İlaç, madencilik, denizcilik, endüstri gelişir. Bu dönemde soylular egemenliklerini giderek artırırlar. Halkın aşağı katmanlarının sıkıntılarına aldırmadan şatafatlı hayatlar yaşarlar. Krallıklar son yıllarını yaşamaktadır çünkü halk kitlelerinin mutsuzluğu Fransız Devrimi'ne (1789) yol açacaktır. Krallıklar ve imparatorlukların güvenirliği azalacak, kamu yönetimi kavramı önem kazanacaktır. 1700'lere kadar babadan oğula geçen hanedanlıklarla yönetilen Bourbonlar, Habsburglar vs..'ın baskılarına karşın halk ve aydınlar özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganlarıyla kendi gücünü fark edecektir. Barok ne demek? : Bu terim ilk kez Fransız felsefeci Puluche iki ünlü kemancının yorumunu tartışırken birinin yorumu için biçimsiz inci anlamında barok kelimesini kullanır (1746). 1600-1750 yılları arasında üretilen yapıtların fazla karmaşık, aşırı süslü, düzensiz ve zevksiz bularak küçük düşürmek için bir sonraki çağ olan Klasik dönem sanatçıları tarafından kullanılır. Barok müzikteki duygusal abartı o dönemde yapılan yüksek ve aşırı süslü katedrallerle (mimari) paralellik gösterir. Barok Müziğin Genel Özellikleri : En temel kavram: karşıtlık: kontrast. Sonorite (ses dolgunluğu), yapıtın yürüyüşü, ritim, anlatım ve ruhsal derinlikte kontrast vardır. Sonoritede karşıtlık orkestrayı ikiye bölerek elde edilir. Bu konçertonun doğuşunu hazırlar. Karşı karşıya getirilen ayrı tınılardaki çalgılar birbirleriyle savaşırlar. Coşku, kahramanlık, gizem vs. gibi duyguları anlatmak için kontrast kullanılır. Gürlük – ses düzeyinin alçalıp yükselmesi- müziğin ifade zenginliği kazanmasını sağlar. Bu olgu Barok dönem boyunca gelişir. İdeal ses anlayışı Rönesans'ta bağımsız seslerin yarttığı çokseslilik iken Barok'ta temel bir bas ve süslü bir tiz sesin sade bir armoni anlayışıyla birleştirilmesinden doğar. Basso Continuo -sürekli bas- anlayışı Barok müziğin bir özelliğidir ve Geç Barok dönemde ortadan kalkar. Armoni, kadans -durgu- ve ritim öğelerinde gelişmeler görülür. Kadans sözün bittiğini belirten güçlü bir durgudur. Armonideki olgunluk bestecilere uyuşumsuz akorları (disonans) kullanma şansı verir. Uyumsuz akorlar, kromatizm gibi öğeler daha bilinçli olarak müzikte kullanılmaya başlar. Majör ve minör ses dizileri doğar. Tüm armoniler tonik üzerine üçlülerle kurulan akorlarla ilişkili olarak düzenlenir. Modülasyon -geçici olarak ton değiştirme- tonik notanın üstünlüğünün korunması koşuluyla gerçekleştirilir. Önemli Erken-orta Barok Bestecileri: Gabrieli, Monteverdi, Frescobaldi, Carissimi, Torelli, Corelli (İtalyan), Purcell (İngiliz), Lully (Fransız), Pachelbel (Alman) OPERA'nın (lirik dram) doğuşu: Floransa'da Kont Giovanni Bardi'nin sarayında bir grup aydın Rönesans'ın etkisiyle Antik Yunan'daki müzikli dramları tekrar oluşturma çabasına girişmişlerdir. Camerata adlı bu grupta şairler, besteciler, şarkıcı ve çalgıcılar bulunmaktaydı. Yaptıkları eserlere drama per musica adını vermişlerdir. Yunan tragedyalarının perde aralarında yer alan intermezzo bölümleri zamanla daha geniş bir toplulukla çalınan başlı başına bir müzik biçimi halini almıştır. Konusunu doğadan alan-pastoral- şiirler ve madrigal komedileri operanın öncüleri olmuştur. Opera sözcüğü İtalyanca'da eser demektir. İlk operalar reçitatiflerden oluşur. Bunlar konuşma dilinin ritimsel özelliği vurgulanarak konuşur gibi söylenen, metnin anlamını ön plana çıkaran bölümlerdir. Opera, solistleri, korosu, orkestrası, kostümü, sahnesi, ışığı, dramatik oyunu ile müziğe uyarlanmış tiyatrodur. Barok çağda opera Opera Sacra (kutsal opera), Opera Seria (ciddi opera) ve Opera Buffa (komik opera) diye ayrılırdı. İlk opera Floransa karnavalında oynanan, Rinuccini'nin şiirsel metni üzerine düzenlenen, Peri'nin bestelediği Dafne'dir. (1597). Bu operadan günümüze çok az bir bölüm ulaşabilmiştir. Önemli bir örnek Claudio Monteverdi'nin (1567-1643) 1607'de yazdığı Orfeo Operası'dır. Monteverdi eşini genç yaşta kaybetmesi, veba salgınları vb yüzünden bir dönem kendini dine vermiştir. Opera ve madrigal bestecisidir. Orkestrasyonu çağdaşlarından ileridir, aria, düet ve triolar kullanması, çözülmemiş akorlara yer vermesi, minör dominant yedili ve tritonu ilk kez kullanması ilerici özellikleridir. Monteverdi Orfeo Operası'nda ilk defa yaylıları kullanmış ve tremolo, pizzicato ve glissando gibi teknikleri de kullanmıştır. ORNEK MÜZİK: Jordi Savall: Tocata Ritornello Dal mio Permesso amato 1600'lü yıllarda Monteverdi ile ünlenen İtalyan Operası onun çağdaşları Rossi ve Cavalli ile stilize olur ve yapaylaşır. Cavalli eğlenceli operalarında ses ustalığına önem vermiştir. Ve kastrato müziğine kapı açmıştır. Müzik soloda yoğunlaşır ve derinliğini kaybeder. Bu yeni bir moda yaratır: Bel Canto tekniği; güzel şarkı söyleme. 18. Yy Napoli'sinde gelişen bu müzik Napoliten adını alır. Scarlatti napolitenin kurucusu olarak bilinir. Floransa Operası söze önem verir. Güzel sese önem veren Napoli'de etkileyici ezgiler öne çıkar. Napoli'nin en yetenekli bestecisi: Giovanni Battista Pergolesi'dir (1710-1736) La Serva Padrona ve İl Maestro di Musica operaları komik operanın öncüsü sayılır. İtalya'nın dışına taşan opera tüm dünyayı fetheder. Avrupa ve Amerika'da popüler hale gelir. İngiltere'de Henry Purcell (1659-1695) İtalyan etkisini kırıp İngiliz estetiğinin bu dönemdeki ilk ürünlerini vermiştir. Westminister kilisesi ve sonrasında krallık şapeli orgcusu olan Purcell tiyatro, kilise, çalgı müziği, antik şarkı, kutsal şarkı vs her türden müzik yapmıştır. 6 operası vardır. Dido ve Aeneas önemlilerindendir. Fransa'da Jean Baptiste Lully (1637-1687) 1669'da Paris Operası'nı kurar. Avrupa'nın o dönemki en önemli orkestrasını kurar ve sistemli çalışmalarıyla ön plana çıkar. Floransa doğumludur fakat Fransız zevkine de bağlı kalır. Fransa'da Lully'e gelinceye kadar önemli bir opera bestecisinin ortaya çıkmamasınn nedeni halkın bale ile yetinmesiydi. Paris operası için Lully her yıl 1 opera yazdı. Operaların başında yer alan 3 bölümlü (çabuk-yavaş-çabuk-Monterverdi ve Scarlatti stili) symphonia'larında (Lully: yavaş-hızlı ve menuet) geleceğin senfonisini hazırladı. Arya: belli bir kalıp içinde orkestra eşliğinde söz ve müziğin birleşimidir. Opera, kantata ve oratoryolarda arya çok önemlidir. Bazen operaların kendisinden çok aryalar dinlenmek için operaya gidilir. Bugünkü assolist-yıldız şarkıcı geleneği – primadonna- buradan kaynaklanır. Arioso ise arya benzeri- anlamına gelip reçitatif ile arya arasındaki ezgidir. Kastrato geleneği; 1700'lere kadar sahnelere kadınların çıkması, koroda bile yer almaları yasaktı. Kadın rolleri için sesi çatlamadan hadım edilmiş erkeklerin sesi kullanılırdı. Çocuk soprano, ya da kastrato olarak bilinen bu sesler göğüs kafesi ve ciğerler gelişip çocuk sesinin saflığı korunduğu için çok güçlüydü. Parlak bir tekniğe sahiptiler. Çok popüler olan kastratolar çok yüksek maaş alırlardı. Senesino, Farinelli, .... Son kastrato Moreschi 1922 yılında ölmeden önce bir plak yapmıştır.


Fransa'da 14. Louis'nin emriyle Jean Baptiste Lully (1632-1687) ilk Fransız Operasını besteler: Oratoryo 17.yy'da önemli biçimlerdendir. Solo sesler, ses grupları, koro ve orkestra tarafından icra edilen dini dram'a denir. Oratoryo sözcüğü Orave; dua etmek demek. Oratoryo bu sözcükten gelir. Doğumu operayla aynı döneme rastlar. İtalya'da ortaya çıkar. Biçimini Romalı Cavalieri ve Carissimi (1605-1674) gibi bestecilere borçlu. Bu oratoryolar sahne için değil kilise için düşünülmüşlerdir. Daha sonra operayla oratoryo birbirinden ayrılmış, rakip biçimler olmuşlardır. Oratoryoda solo ve korolar arasına aria, düet, trio gibi parçalar yerleştirilir, orkestra eşliği parçaları ayırmaya yarar. Uvertür, intermezzo ve marşlar sadece orkestra tarafından çalınır. Önemli örneklerinden biri Alessandro Stradella'nın San Giovanni Battista'sıdır. (ÖRNEK MÜZİK)


Kantata Barok dönemle ortaya çıkan Kantata orta barok dönemde kilisede ve kilise dışında popüler hale gelir. Önceleri monodi olarak lavta eşliğinde söylenen madrigal gibi ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Kantatanın metni dramatik bir öyküdür. 15 dakikayı aşmaz. Bir oda içinde ya da kilisede oynanmak içindir. Dekor, reji gerektirmez. Scarlatti önemli bestecilerindendir. Kantata 'şarkıyla söylemek için' anlamındadır. Latince'de cantare şarkı söylemek demektir. Sonata -çalgıyla çalmak için – anlamındadır. Sonare (İt.) Latince'de tınlamak, ses çıkarmak anlamına gelir. Sonraları klavyeli çalgılar için yazılan parçalarda kullanılacak toccata sözcüğü ise Latince dokunmak anlamına gelen toccare'den türemiştir. Çalgı Müzği biçimleri: Sonat-Konçerto Sonat, bölümleri olan bir çalgısal biçimdir. Önceleri kilise için sonata da chiesa ve saray için sonata da camera diye iki çeşit sonat oluşur. Barok sonatta 3-6 bölüm vardır. Erken barokta bir veya iki çalgı içindir. Olgun barokta trio sonata'ya dönüşüp gelişecektir. Konçerto, İtalyancada karşıtlık, zıtlık demek. Tek bir çalgının tüm çalgı topluluğuna karşı durması, ondan ayrılıp kendini duyurması, sonra tekrar birleşmesidir. Solo-tutti. Önceleri kilisede gelişir ve Torelli tarafından çalgı müziğine uyarlanır. Konçerto Grosso (büyük konçerto) : Barok dönemde çalgı toplulukları için yazılmış en önemli müzik biçimidir. Bir yanda solocular (concertino) diğer yanda ise büyük çalgı topluluğu (ripieno ya da grosso-ritornello bölümünü çalanlar) yer alır. İlk olarak 1700'de Corelli bu biçimi uygulamıştır. Genelde 6 bölümlüdür. Yavaş-hızlı-yavaş-hızlı vb.. gibi bölümlerden oluşur. ÖRNEK MÜZİK: Arcangelo Corelli, Concerto Grosso op. VI, n.4 (parte 1)


Süit: (İtalya'da 'sonata da camera'): Her biri değişik ülkelerin dansı olan aynı tondaki parçaların karşıt tempolarda dizilmesinden oluşur. Prelude (giriş), Allemande (Alman dansı), Courante (Fransız), Sarabande (İspanyol) ve Gigue (İngiliz) diye adlandırılan dans müziği esinli parçalara bazen Menuet, Gavotte veya Arya da eklenebilir. Tema ve Varyasyon (Çeşitleme): Barok dönemin başından sonuna kadar giderek gelişen bir biçimdir. Aynı temanın değişik biçimlerle tekrar yorumlanmasıdır. Bu tarzda yazılan eserlere toccata, fantasia, corale, prelude adları da verilir. Ricercare (Riçerkar- sözlük anlamı: araştırma): Bölmesiz, sürekli akan, füg veya kanon benzeri yapıtlardır. Fantasia veya capriccio da denir. ÖRNEK MÜZİK: Ricercar dopo il Credo - Girolamo Frescobaldi.


Barok Çağda Çalgılar: Lavta, klavsen, org, yaylı çalgılar, ÖRNEK MÜZİK: Pachelbel Kanon


Vize Sonrası: OLGUN BAROK DÖNEMİ (1700-1750) -Geç Barok- Sosyal-Politik-Sanatsal ve teknolojik durum: 18. yy'ın ilk yarısı soyluların egemenliklerini giderek artırdıkları ve bunu yaparken halkın sıkıntılarını görmezden geldikleri bir çağdır. Bu sıkıntıların sonunda krallıkların itibarı sarsılacak, yüzyıl sonuna doğru gerçekleşecek Fransız Devrimi'yle (1789) kamu yönetimi kavramı dünya düzeninde önemli hale gelecektir. Bu çağda babadan oğula geçen bir biçimde halkın sırtından beslenen soylulara tepki duyulmaya başlanmıştır. Halk ve aydınlar özgürlük çağını başlatmak için altyapılarını bu dönemde oluşturmuşlardır. Voltaire, John Locke gibi yazar-filozoflar özgürlük kavramını ve orta sınıfın yöneticiliği gibi kavramları övmekteydiler. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi kavramlar telaffuz edilmeye başlandı. Dr Jenner aşıyı, Fahrenheit termometreyi bulmuştur. Diderot tüm bilgilere herkes sahip olabilsin diye ansiklopedileri düzenleyip basmışlardır. Köyden kente göç yaşanmakta, endüstride gelişmeler sağlanmaktadır. Müzikte 18. yy'ın ilk yarısı, ikinci yarısındaki Haydn, Mozart, Beethoven gibi bestecileri hazırlamıştır. Geçmiş çağların müzik tekniğinin geleceğin tekniğini hazırlayacak bir biçimde düzenleme çağıdır. İtalya özellikle opera'sıyla Avrupa müziğinin merkezi sayılabilir. Avrupa'nın birçok şehrinden yüzlerce müzisyen kendilerini geliştirebilmek için İtalya'ya gitmektedirler. Diğer taraftan Almanya, İtalya'nın en büyük rakibi haline gelmektedir.